|
|
PTAA .org
ABD'de ve Turkiye'de Kadinlar
Cumhuriyet Bilim Teknik'in izniyle gonderen:
Doç. Dr. Füsun Gönül
Carnegie Mellon üniversitesi
fusungonul@hotmail.com
www.fusunconsulting.com
ABD'DE VE TÜRKİYE'DE KADINLAR
Atatürk Türk kadınını peçeden kurtardı, oy hakkı verdi, ve kanun önünde erkeğe eşitledi. Ama ceşitli nedenlerden dolayı Türk kadını bu özgürlükten ve serbestlikten nasıl yararlanacağını öğrenemedi. Bu nedenlerden herhalde en büyüğü de kuşaklar boyu süregelen eğitim yetersizliği. Bu yazımızda, ülkemizde ve daha gelişmiş bir ülke olan A BD'de kadın-erkek eşitsizliğini inceleyeceğiz.
Bazı araştırmacılara göre ABD'deki kadın-erkek ayrımı zenci-beyaz ayrımından daha derindir. Çünkü kadınlar ve erkekler çoğunlukla bir ömür boyu aynı çatı altında yaşarlar. Çocukken olsun yetişkinken olsun, toplumun onadığı bir kurum olan aile kurumu bunu gerektirir (Okin 1993). İstatistiklere göre, her 3 kadından biri eşi veya tanıdığı bir erkek tarafından hayatında en az bir kez dövülür ve çoğunlukla bu olay kadının işbirliğiyle örtbas edilir. Ama bir ırk ba şka bir ırka eziyet etse olay politik olur, manşetlere yansır, daha derin araştırılır, ve küreselleşir. Şimdilik her 2 ülkede de kadınlar susmayı tercih ediyorlar ve neredeyse bir ömür boyu bu tür zorbalıklara boyun eğiyorlar.
Kadın cinsini aşağılamak dile de yansımış. Örneğin Türkçede çoğunlukla bilimci yerine bilim adamı, işveren yerine işadami, ve insan olmak yerine adam olmak deniyor. Türkiye'de 2 yıl kadar önce En iyi Bilim Adamı ödülüne layık görülen kardiyolog Dr. Özlem Soran için bile ödülün adının değiştirilmemesi hayret vericidir. Durum ingilizcede daha vahimdir. İngilizcede "insan türü" demek yerine "erkek türü" demek, 3. şahıs belirten "o" yerine "o erkek" demek olağan sayılır. Yani her 2 dilde de kadınlar insandan pardon adamdan sayılmazlar! Bu gibi yanlışlar yeni yeni düzeltiliyor.
Kadın haklarını tüm kadınlar savunmuyor. Çok gözlenen bir olgu, kadınların erkek patronları kadın patronlara tercih ettikleridir. Bu durum üniversite öğretim üyeleri için de geçerli. Ekonomi bölümlerinde yapılan geniş çaplı bir araştırma gösteriyor ki, kadın hakemler erkeklerin makalelerini kabul etmeye ve kadınların makalelerini reddetmeye daha çok eğilimliler (CSWEP raporu, 1989). Maalesef kadınlar arası dayanışma pek az.
HERŞEY AİLEDE BAŞLIYOR
ABD'de siyah, beyaz, ve Latin Amerika kökenli ailelerin çocuklarıyla yapılan bir araştırma, 0-4 yaş arası çocukların zeka ve genel yeteneklerini ölçmüş. Sonuç, her 3 etnik köken grubunda da kızların erkeklerden daha başarılı olduğunu ortaya koymuş. Fakat 4 yaşından itibaren her 3 grupta da kızların erkeklere göre geriledikleri saptanmış. Bu çalışmayı yapan toplumbilimciler ve demograficiler, bu 180 derece değişikliğin nedenini aile içi koşullandırmalara bağlıyorlar. Kız çocuklara erkek yaşıtlarından üstün olmamaları gerektiği, bir şekilde hissettiriliyor.
üniversite çağındaki gençlerle yapılan birçok araştırma gösteriyor ki, o yaşa geldiklerinde kızların kendilerine güvenleri epey zayıflamış oluyor. Kız öğrenciler, çoğunlukla, sınıftaki erkekleri "gücendirmemek" için, zor bir sorunun cevabını, bilseler bile, yüksek sesle söylemeye çekiniyorlar. Erkek arkadaşlarını "üzmek" ve kısmetlerini kapamak istemiyorlar. Böylece toplumca verilen rolü benimsemiş oluyorlar.
Bu durumun çocukken okunan peri masallarından kaynaklandığını iddia edenlerin sayısı az değil. Efendim, ne olur tipik bir peri masalında? Güzel kız (yoksul bile olsa) yakışıklı (ve zengin) bir prensle mutlaka evlenir, ve mutlu sona ulaşılır. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine, denir. Yani masal evliliğin sonrasıyla ilgilenmez. önemli olan genç kızların güzel, bakımlı, ve uyumlu olmaya özendirilmeleridir.
KİM DAHA GÜÇLÜ?
Steinem (1983), şakayla karışık bir yazısında der ki: Erkekler ay hali görseydi, aylık kanamalar saklanacak değil övünülecek bir olguya dönüşür, "seninki kaç gün sürüyor, ne kadar kan akıyor," diye böbürlenilir, işyerlerinde sekreterler, patronlarının (tabii ki erkek patronlarının) ne zaman ay hali olacaklarını takvimlerine kaydeder, önemli toplantıları o günlere koymazlardı. Oysa modern dediğimiz günümüzde bile bu doğal olgu, gerek ABD'de gerekse ülkemizde utanc kaynağı olmaya devam ediyor. Bunun da tek nedeni baskın sınıfın değil kadınların sorunu olması.
Dünya Bankası istatistiklerine göre ortalama olarak kadınlar erkeklerden 8-9 yıl daha fazla yaşıyorlar. Bu fark gelişmiş ülkelerde de gelişmekte olan ükelerde de böyle. Dolayısıyla kendisinden yaklaşık 10 yaş büyük bir erkekle evlenen bir kadın, kocası vefat ederse, hayatının aşağı yukarı son 20 yılını yalnız bir dul olarak geçirmeye r azı olmuş oluyor.
Kadınlar ortalama olarak daha uzun ömürlü çünkü bir kadının metabolizması bir erkeğinkinden daha dayanıklı. Çocuk denecek yaşta başlayan aylık kanamalardan olsa gerek, kadın cinsi, ufak tefek rahatsızlıkları, hastalıkları erkek cinsine göre daha kolay atlatıyor ya da umursamamayı öğreniyor. Tabii bu bilimsel bir gözlem değil sadece benim kanım. Bu konuda bilimsel bir araştırma yapılsa herhalde yararlı olur. Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki, erken doğumlarda kız çocuklar erkeklere gore daha dayanıklı. Demek ki kadın erkek farkı daha ana karnındayken başlıyor. Amerika'daki kadın dernekleri yoğun bir yaygara kopardıktan sonra, tıp araştırmalarının çoğunun erkek hastalıklarına öncelik verdiğini ortaya çıkardı. Örneğin, daha çok erkekleri etkileyen kalp hastalığına veya prostat kanserine, kadın hastalıklarindan daha geniş bir araştırma bütçesi ayrılıyor.
Her iki ülkede de kadın fiziksel yapısını zorlayıcı derecede ağır ve az ücret veren işleri üstleniyor. Örneğin, temizlik işçileri, tarım işçileri, çocuk bakıcıları çoğunlukla kadınlardan oluşuyor. Bir kadın aylık kanamasına, hamileliğine, çocuk doğurmuşsa onun verdiği bitkinliğe göğüs gererek bu işleri yapıyor. çocuk bakımı deyip geçmeyin. ABD'de yapılan bir deneyde bir gün süreyle 5 yaşınd a bir çocuğa bakması istenen bir futbolcu, öğleden sonra deneyi bırakıp, istirahate çekilmiş (Grodin 1992). Demek ki en ağır sporlardan biri sayılan Amerikan futbolu bile 5 yaşındaki bir çocuğun 24 saat sorumluluğunu almanın yanında hafif kalıyor. ABD'deki kadın hakları savunucularının yaygın bir sloganı kadın erkek ücret ayrımını yansıtan 70 sent sloganıdır. Ortalama olarak, aynı işi yapan, aynı yetenekteki, aynı eğitim dereceli iki kişiden erkek olanının aldığı her bir dolara karşılık kadın olanı 70 sent alır. Yirmi yıl öncesine kadar 59 sent olan bu uçurum son yıllarda kadın derneklerinin çabalarıyla 70 sente çıkabilmiş, fakat hala bir dolara erişememiştir. ABD'de gözlediğim kadarıyla bir kadının bizdekiler gibi yuva kurma, çocuk doğurma gibi anaç amaçlarının yanında meslek sahibi olma, mesleğinde yükselme gibi amaçları da var. Mesleği olmayan bir ev hanımı bile akşam kurslarına gidip heykelcilikte olsun, bilgisayarcılıkta olsun, bir belge almaya calışıyor. Gittigi kurs, vakit doldurmak icin edindiği bir yan uğraş olmakla kalmıyor, ileride gerekirse diye bir ehliyet de edindiriyor.
Yine ABD'de bir elektrikçi aradığınızda verilen isimler arasında kadın isimleri de var. Yol inşaatlarındaki "Dikkat" tabelalarında, artık calışan erkek resmi olduğu kadar çalışan kadın resmi de var. Kilise papazlarının bazıları kadın olabiliyor. (Bizde kadın imam var mı?)
Eşcinsel kadınlar var, dolayısıyla bu ülkede eşcinsellik sadece erkeklere özgü değil. Bazı insanlarin kafalarında hala "elektrik, araba tamiri, vb. erkek işidir, kadınlar beceremez," diye bir önyargı varsa da bu değişiyor. Umudumuz daha çabuk değişmesi.
O HALDE NE YAPMALI?
1.Kadınların bu durumda ne yapmaları gerek? Nüfusça çok oldukları halde (dünya nüfusunun %51i kadındır) gelir bakımından ve toplumsal haklar bakımından ezilen sınıf oldukları gerçeğini görüp, bir azınlık olduklarını kabullenmeleri gerek. Diğer azınlıklar gibi, örneğin ABD'deki zenciler gibi, dayanışma içinde olmaları gerek. Örneğin, mesleğinde ilerlemeye calışan hemcinslerine çelme takmayıp , annelik dönemini evde oturarak geçirmek isteyen hemcinslerine de hoşgörüyle bakmaları gerek.
2.Bireysel olarak kendi güçlerinin farkına varıp, kendilerini eğitmeleri gerek. Savunmasız küçük kadın rolü yapmayı bırakıp bilinçlenmeleri gerek. Kendi kazandığı parayla araba satın aldıktan sonra, "bir erkek arkadaşım olsa da,bozulduğunda Sanayi çarşısına o götürüp getirse," diyen "hanım" kızlar her iki ülkede de pek çoktur.
3. Annelerin-babaların kız çocuklarına da erkek çocuklarına davrandıkları gibi davranmaları gerek. Örneğin, kız çocuk ne kadar sofra kurup, yatak yapıyorsa erkek çocuk da o kadar yapmalı; erkek cocuk oyuncak kamyonlarla oynuyorsa kız cocuk da oynamalı, vb.
4. Genç kızlarımız ise ağzı var dili yok cinsinden, pısırık süs bebekleri gibi davranmaktan vazgeçmeliler: "Bir meslek sahibi olmak icin çalışırsam arkadaş çevrem dikkafalılığımı beğenmez, sonunda evde kalırım" diye düşünmek yerine, "kendime güvenir, kendi hayatımı kendim yönlendirirsem, erkek arkadaşım bana daha çok güvenebileceğini anlar ," diyebilirler. İki bağımsız, kendine yeten insanin ilişkisi, bir kişinin asalak rolü oynadığı ilişkiden daha sağlıklı olur. (Bunu ben demiyorum, Freud'a karşı çıkan psikolog Jung, diyor, bkz. Jung 1973.) 5. Devletin kadınları eğitmek için yoğun bir seferberliğe girişmesi gerek. çünkü eğitim alınca bir kadın çalışabiliyor, çalışınca para kazanabiliyor, o zaman erkeğe bağımlı olmuyor, bağımlı olmadığı zaman bir takım şeylere karşı çıkabiliyor, fikrini söyleyebiliyor, özgüveni oluşuyor; sonuçta kocasının kendisini bırakıp gideceğinden ya da kapıya konacağından korkmuyor. Bu bir kaç kuşak böyle sürdüğü zaman, bir anne kızına, "haydi kızım erkekler işe gitti, biz seninle temizlik yapıp akşamın yemeğini ateşe koyalım," demekten vazgeçebilir. Koşulsuz, hiçbir ayırım yapmadan bir eğitim seferberliği yapılabilse ve bu birkaç kuşak sürdürülebilse, bakın bakalım, yukarıda sözünü ettiğimiz kadın tipi kalacak mı ortada?
Görüldüğü gibi kadınların sorunları ABD gibi gelişmiş bir ülkede de bizimki gibi gelişmekte olan bir ülkede de aynı. Sorun temelde aileden kaynaklanıyor. Kız cocuklar ana-babaları tarafından ya prensesler gibi şımartılıyor ya da başlarına vurula vurula pısırıklaştırılıyor. ikisi de bu çocukların insanca gelişmeleri için zararlı. Büyük Atatürk'ün dediği gibi toplumu eğitenlerin çoğunluğu başta anneler olmak üzere kadınlardır. Kendine yetmeyen, eşine bağımlı bir kadın çocuklarına kadın haklarını öğretemeyeceği için kısır döngü devam ediyor. Bu döngüyü kırmanın bir yolu bu gibi konuları hasıraltı etmeyip, evlerde (yani dayağın, küçümsemenin, haksızlığın başladığı yerde) soğukkanlılıkla tartışmaktan geçiyor.
Kaynakça: CSWEP (1989), Committee on the Status of Women in the Economics Profession, American Economic Association.
Grodin, C. (1992), How ı Get Throug h Life.
Jung, C. G. (1973), Memories, Dreams, and Reflections.
Okin, S. M. (1993), Justice, Gender, and the Family.
Steinem, G. (1983), Outrageous Acts and Everyday Rebellions.
|

|
always sunny in philadelphia hulu
|
|