BİLİM TOPLUMU
Submitted by Prof.Dr. Ömer Tarım Date: 26 Apr 2004
Son zamanlarda gelişmişlik ölçütlerinden biri olarak 'bilim toplumu' kavramını sık sık duymaktayız. Genel olarak, bilim toplumu, o toplumu oluşturan bireylerin önemli bir bölümünün yaşamın hemen her alanında, yaptıkları değerlendirmelerde ve verdikleri kararlarda bilimi rehber edinmelerini çağrıştırır. Örneğin bireyin kendisi veya bir yakınının sağlığı ile ilgili bir karar verme aşamasında bilim toplumunun bireyi önce doktoru tarafından aydınlatılır. Aynı zamanda, bireyin kendisi de söz konusu hastalığın nedenleri, sonuçları, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin olası riskleri hakkında araştırma yapar. Gelişmiş ülkelerde hastaların kolay anlayabileceği dilde yazılmış birçok kaynağa ulaşmak ve belli hastalıklar için oluşturulmuş hasta destek gruplarına danışmak son derece olağandır. Hasta veya yakını bu bilgilerle donandıktan sonra hekimiyle tartışarak kendisi için en doğru ve yararlı seçimi yapar. Hekimin rolü hastayı aydınlatmak, seçenekleri sunmak ve hastanın doğru seçimi yapmasına yardımcı olmaktır. Varılan sonuçtan veya verilen tedaviden memnun olmayan hastanın başka hekimlere danışma ve dilerse hekimini değiştirme özgürlüğü her zaman vardır. Bu örnek her hastada ve her hastalıkta yaşanmasa da toplumun önemli bir kısmının düşünce ve davranış biçimi bu yöndedir ve bunun için gerekli donanıma sahiptir. Bu örnektekinin tam tersi bir toplumda ise bireyler daha fazla bilgilenmek ve karar sürecine katılmaktan ziyade başkalarının kendileri için karar vermesini yeğlerler. Sonuçların istedikleri gibi gelişmediği durumlarda ise kaderciliğe sığınırlar.
Hekim-hasta ilişkisindeki bu çarpıcı farklılık diğer alanlarda da kendini gösterir. Bilim toplumu olmak kişinin kendisiyle ilgili daha sağlıklı kararlar vermesinin yanısıra demokrasinin kurumlarının daha etkin biçimde çalışması ve toplum hayatını düzenleyen kuralların daha güzel uygulanması gibi yararlar sağlar. Bilimsel düşünme alışkanlığına sahip olan bireyler olaylara daha araştırmacı bir gözle yaklaşırlar. Bilimsel buluşların böyle toplumlarda yaratılması tesadüf değildir.
Toplumları bilim toplumu düzeyine getiren etkenlerin içinde en önemli konu güdülenmedir (motivasyon). Bireyleri başarıya güdüleyen etkenler ise büyük ölçüde kültüreldir. Kültür, sosyal, geleneksel ve dinsel birçok öğeden oluşan bir amalgamdır. Doğu kültürünün, insan ilişkileri ve bireysel mutluluk açısından güzel bulduğumuz ve benimsediğimiz birçok özelliği, doğru uygulanmadığı zaman, başarıya güdülenme açısından olumsuz sonuçlara neden olabilir. Örneğin, kültürümüzün en güzel özelliklerinden ikisi alçakgönüllülük ve tevekküldür. Buna karşın, alçakgönüllülük kendine güvensizliğe dönüşürse, başarıya güdülenmek hiçbir zaman mümkün olamaz. Bu ayırımı en güzel gerçekleştirmiş olan ülke Japonya'dır. Gündelik yaşamında alçakgönüllü bir tavır sergileyen Japonlar, bilim ve ekonomide en yarışmacı toplumlardan biridir. Bizim toplumuzda ise maalesef kendine güvensizlik oldukça yaygındır. Bu sonuca varmamın nedeni hemen her alanda, kendi isteğimizle, kendimizi dışarıya bağımlı hale getirme çabamızdır. Örneğin, Türkiye'nin arkeoloji alanında dünyanın en ileri ülkesi olması gerekirken, bir açık hava müzesi olan topraklarımızdaki hemen bütün kazıları yabancılar yapmaktadır (bkz. Zeugma, www.ptaa.org).
Batılı insanların ilk dikkatimi çeken özelliklerinden biri 'dünyadaki en önemli iş benim işimdir ve bu işi de en iyi ben yaparım' düşünce ve tavrı içinde çalışmalarıdır. Bu tavrı bir temizlik işçisinde bile gözleyebilirsiniz. 'Bile' sözünü utanarak kullanıyorum; çünkü meslekleri küçümsemek bize özgüdür ve ayıplanmalıdır. İnsanların kendi mesleklerini ve toplumlarını küçümsemeleri de hergün gözlemlediğimiz bir olgudur. 'Biz adam olmayız' deyimi acaba başka bir dilde var mıdır? İşini savsaklamak, yavaşlatmak, doğru yapmamak gibi verimsizliklerin temelinde, tek neden olmasa bile, kendi işini küçümsemenin rolü büyüktür.
Kendine güven konusundan bahsederken Musevilerin hayata ve bireye bakış açısına değinmeden geçemeyeceğim. Toplumların başarılarından bahsederken Japon mucizesinin yanında sık sık Musevi bilim adamlarının buluşlarından da örnekler verilir. Başarıya güdülenmek için bir toplumun veya bireyin kendini 'seçilmiş' kabul etmesinden daha büyük bir uyarı olabilir mi? Bu düşünce tarzı, aynı zamanda her bireye, kendi toplumu içinde ağır bir sorumluluk yüklemiyor mu? Buna karşın, İslam'ın insanları eşit kabul eden ve kapıları herkese açık yaklaşımının hiçbir şekilde güdülenmeye engel olmaması gerektiğini düşünüyorum.
Tevekkül konusu ise toplumuzda, yine yanlış yorumlanan veya abartılan bir kavramdır. Tevekkül, alçakgönüllülük gibi kültürümüzün güçlü bir özelliğidir. Ancak, bu kavram hiçbir zaman teslimiyetçilik veya her şeye razı olmak gibi algılanmamalıdır. Kader kavramı, yüce dinimizde de, kulun elinden gelen herşeyi yaptıktan sonra sığınılması gereken son sığınaktır. Eğer böyle olmasaydı, okumak ve çalışmak bu denli teşvik edilir miydi?
Sonuç olarak, bilim toplumu olmanın yolunun bilime ve çağdaşlaşmaya bakış açımızın değişmesinden geçtiğine inanıyorum. Bunun için de toplumsal bir güdülenme sürecinden geçmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bu sürecin, kendine güven, iş ahlakı gibi konularda, ülke çapında, hem yaygın ve hem de örgün eğitim düzeyinde, 'toplumsal psikoterapi' ile gerçekleştirilebileceğini savunuyorum. Bu süreci yönlendirmesi gereken aydınlar, ışıkları ile birlikte bilim toplumu olmayı başarmış ülkelere göç ederken, kendi toplumlarına olan sorumluluklarını da unutmamalıdırlar. Onların ışıkları, doğru algılanırsa, köklerinden doğacak mucizeleri kıvılcımlayacaktır. Somut olarak ne yapılması gerektiğini soruyorsanız, ilk adımı atmışsınız demektir. Her aydının kendi çevresinden başlayarak bu güdülenmeyi yaymaya çalışması azımsanmayacak bir başlangıçtır. Kendisini yurt dışında kanıtlamış olmanın özgüveninden bir bölümünü ülkesine aktaran kişi ise önemli bir yol katetmiştir. Eğer bu felsefe, ilköğretim müfredatlarına yansıtılabilirse ve basınımız magazin haberleri dışında yüce bir misyona sahip çıkabilirse Türkiye bilim toplumu olmakta önemli bir ivme kazanabilir. Benimsenmesi ve uygulanması gereken felsefe en güzel biçimde büyük Atatürk tarafından ifade edilmiştir:
Türk milleti çalışkandır!...